BİR İNTİHARIN ANATOMİSİ - Sosyal Bilimler

BİR İNTİHARIN ANATOMİSİ

BİR İNTİHARIN ANATOMİSİ


   
Güneş bazen yakmaz derler.
Isıtmaz her bedene zerk olmuş talihsizliği.Gözlerin içine sinmiş ayaz bakışlara yaş olmaz huzmeleri.Gül her zaman güzel kokmaz / yeşil hazan yapraklarına gebedir, şansız başlangıçlara adım atanlara. Acımasız bir başlangıçtır doğum../ ağlayan minik yüreğe..
Uzun kumral saçlarını dalgalandıran rüzgara doğru sert adımlar atarken, onu bekleyen acı haberin savruk cümleleri dolandı diline. Belki doğumundan bugüne yaşanmış olan her şey yalandı. İşte hayat diyordu birileri / işte hayat kumral saçlı çocuk..Kendini salıverdiği minik adımların bitiminde, kalabalık bir kapı önüydü evi. Birileri üzgün / birilerinin elleri saçlarında geziniyordu. Anlamsızdı tavırlara yağmur olan yalancı öpüşler / bu kalabalık anlamsızdı. Ömrünce unutmayacağı bir cümleyle irkildi minik bedeni. Annen / baban öldü. Çok basit bir söylemdi o an. Onun için bu da anlamsızdı.Kayboldu kendinde / tanıyamadı salıncağının asılı olduğu salonu. Ortada iki ceset / kar beyazı iki beden..Onlardan türemiş minik bir hüzün. Ağlamak istemekle ağlanmıyor / yaşı daha on iki..inanmak zor bu erken yalnızlığa..Zaten inanmıyor.
Yaşamın solgun renkleri yüzünde. Direnmek / her şeye direnmek / inadına. Kimsesizliğin kabarık faturası ödeniyor. On iki yıl / on iki bin kez / on ikiye bölünüyor. Sevmek erdem / sevmek kimsesizliğin ilacı / yalnızlığın panzerihiri. Genç bir kız yirmi dördünde fidan boylu bir gence vuruluyor. Adı aşk, adı sevda / bitmemek için başlanmış, oya gibi yüreğine işliyor.Korkuların köküne kibrit suyu sıkıyor genç kız. Derin sevmek meziyet / onurlu sevmek cesaret ister diyor. Kıvılcımın düştüğü bir yürek alev alıyor. Sönmezcesine etkili ve kor olmuş. Artık doymalı yaşam bu mutluluk şerbetiyle. Birleşmeli bedenler ve bitmeli soluksuz bırakan mücadele. Evleniyor genç kız. Tarih on iki mart..
Bugün çok mutlu, kendi evinde, kendi hayatıyla kendi kahvaltı masasında kendisi gibi olan biriyle .Bir dilim ekmek paylaşıyor. Hani pek eşya falan da yok. Olsun zamanla her şey. Zamanla bu dik merdivenin bitmesi. El ele / gönül gönüle / göz göze ve diz dize aşılıyor tüm sorunlar..Fakirlik mutluluğu gölgeleyemez değil mi..? Acaba...
Her gece saat tam on ikiyi vurduğunda kollarını açıp dua ediyor.Yaşama sürpriz dirsek atışı bunlar. İçinde bir yerlerde yangın var / canı acıyor. Bastırıyor.Olacaklara olmayacakmış gibi bakmak sadece on iki gün sürüyor. Hayatta belki de yiyebileceği en büyük darbeyi kocasından yiyor. Artık üzülmek ona fazla / ağlamak ise lüks. Her acıda olduğu gibi onu da içine gömüyor.
Zamanın nasıl geçtiği önemli değil onun için. Bir anne artık. Kendisi için olan yaşam buraya kadar. İki minik dudak asılıyor memelerine. Kendin de olmayan bir yaşam dileniyor, içi boş bu bedenden. Ona da direniyor .Bir bebek gülüyor göbek bağı henüz düşmemiş.Tarih on iki temmuz.
Uykudan irkilerek uyanmak acı verir. Her gece yatağını paylaştığı, aynı yastığa baş koyduğu, nefesini hissettiği bir insandan dayak yemek, ölüm gibi bir şey. Yaşarken ölüyor .Bir dalı var, bebeği. Ona bakıp direniyor. Belki düzelir, her şey eskisi gibi olur, bir geçiş dönemidir bu diye kendini avutuyor, haberi yok zaman aleyhine işliyor..
Bu bir işkence, gidecek ne bir yer, ne bir kapı var. Hiç bir ağaç gölgesi yok sığınacağı. Bir gün öylesine çıkıyor evinden, nereye bile sormadan kendine. Bir minik beden kollarında, bir minik yürek içinde.Tarih on iki ekim ve kış..
Özgür olmak / kendin olmak..Nereye kadar. Sokaklar acımasız / caddeler ihanet kokuyor. Şaşkın bakışlı korkular salıyor etrafa. Herkesten nefret ediyor. Yorgun dizleri tutmuyor. Yürüyor durmadan, içindeki hırsı kaldırımlara vuruyor. Bebek ağlıyor, o ise hep ağlıyor.
O gece sokaklar onun. Sahipleniyor balıkçı barınaklarını. Naylondan bir çatı ve eski bir palet yatağı. Karton yorganlar bulması gerek. Hem kendi hem bebeği için. Isınmak ne kelime acısı öyle kızarıyor ki.. Sabah ola gece / sabah ola. Seni bir güneşin bağrına gömeyim, gün benim demek / geceyi bitmiyor. Ayyaş naralar içinde çınlıyor aç bir bebek sesi. Şarap şişeleri karın doyurmuyor. Ellerini kaldırıyor, dualar gökte yalnız gezen yıldızlar gibi ve gece saat on iki..
Bekçilerin düdük sesleri yaklaşıyor. Korku olsa da yapacak pekte bir şey yok. Koynuna bastırdığı bebeği susmuyor. Sese bir el feneri ışık çeviriyor. Gözleri kan çanağı olmuş titrek tek bir kelime dökülüyor dudaklarından. Süt soruyor gelene. Kendi doymalı ilk önce ama bunu düşünemeyecek kadar bırakmış kendini kaderine. Sorular cevapsız kalıyor. Sadece süt / sadece süt..
Bekçi feneri polis aracının ışıldağında kayboldu. Gelenler dost mu düşman mı bilmiyor. Ayaz içine işlemiş ama içindeki çocuğu üşütmüyor. Kader mi nedir bu lanet yazgı bilinmez ama bebeği de elinden alınıyor. Yine yalnız yine tek başına..Karakolun kapısından çıkarken düşüyor / keşke bilse bu son düşüşü değil.Tarih 12 ocak ve kış.
En azından bebeği emin ellerde. Himayesi devlette. Süt içiyor, yıkanıyor ve rahat bir yatakta yatıyor. Şimdi diklenme zamanı. Yine uzun bir maraton başlıyor. Çalışmalı, kazanmalı ve çocuğuna kavuşmalı. Öyle yapıyor. Bulaşıkçılıktan başlayan çalışma macerası on iki yıl sürüyor. Tarih 12 mayıs, esirgeme kurumundan çocuğunu almak üzere saat 12’de kapıda bekliyor..
Yıllar geçse de çocuğunu her hafta ziyaret ediyor. Bir gün / işte o gün bugün, annem diye kollarına atılması için. Öyle de oluyor. Dik merdivenlerin başında görünen çocuk hızlı adımlarla annesine koşuyor. Yıllar da geçse, o masum koku ve yalnız kış gecesi unutulmuyor..
Artık kendine ait bir işi ve evi var. Kuaförlük yapıyor. Rahat yaşayabileceği kadar para kazanıyor. Şimdi bir elinde on iki yaşında ki oğlu, bir elinde on iki mayıs tarihli gazete, mehtap sokaktaki on iki numaralı binanın, on iki numaralı dairesinin kapısını açıyor. Bu yeni bir hayata kapı açmak gibi bir şey. Acaba öylemi..Bilemiyor / bilmiyor..
Zaman hızlı aksa da o her şeyi hatırlıyor. Yeni bir başlangıç için en güzel zaman. Bir daha evlenmek mi, asla dese de, peşinde koşan adam rahat bırakmıyor. Sevmek nedir..? Evlilik ne / tanımı bile olmadan aklında bu ısrardan kurtulamıyor. Belki iyi olur, belki şans güler, belki yazgım bu diye ansızın, evet diyor. Tekrar evleniyor. Mutluluğa attığı bu ikinci imza onu korkutsa da yine içine atıyor. Tarih on iki ağustos. Yeni bir film başlıyor..
Yeni hayat / yeni insanlar yeni bir aşk. Her şey yeni. Evini satıyor. Ev bile yeni. Eskiye ait ne varsa yakıyor. Hatırlar içinde kalıyor. İş hayatı iyi giderken eşinin isteği üzerine onu da bitiriyor. Yeter ki her şey iyi ve güzel olsun, mutlu olayım diye düşünse de unuttuğu tek şey kendi oluyor. Yaşadıkları, yaşayacaklarının aynası bilmiyor. Yeni hayat mutlu ve heyecan dolu. Yeni evleri sıcacık ve kahkahalar içinde. Zaman akıp gidiyor. Tarih 12 eylül 2004 on ikinci kat..
Kapı çalıyor. Mutlu yuvasının kapısını yeni bir talihsizliğe açtığının farkında bile olmadan, karşısındakileri görünce ürküyor. Bir süre sonra kendine geldiğinde kredi kartından doğan borcun kapısına haciz olarak geldiğini anlıyor. Kocasını arıyor. Kısa zaman önce başlayan tartışmaları ve eşinin anlamsızca değişmesi onu ürkütüyordu. Şimdi, telefondan gelen ses daha da ürkütüyor. Benim yapacak bir şeyim yok diyen kocasına tek bir laf etmiyor. Telefonu ağır bir taş kafasına düşer gibi kapatıyor. Bir kenarda birikmiş biraz parası ve yıllar sonra barıştığı teyzesinden aldığı borçla haczi durduruyor. Geçici bu çözüm nereye kadar. Akşam olduğunda eşinin eve gelişiyle başlayan tartışma büyüyor. Borca değil isyanı haberi olmayışına isyan ediyor. Eşinin tehditlerine bir anlam veremiyor. Yine her şeyde olduğu gibi içine atıyor. Sorun ortada ve eşi kapıyı çarpıp çıkıyor. Yine yalnızlık, yine talihsizlik treni mi diye düşünüyor. Oğluna bakıyor, ağlamak istiyor ama ağlayamıyor. Kollarını kaldırıyor ve dua ediyor.Gece saat on iki, on ikinci kat sessizliğe gömülüyor..
Yıldızlar yine yok. Oysa aydınlık bir gece. Balkondan geceye sesleniyor. Neden kollarımdan düşmüyorsun .? Kara bir yazgı, sende mi vücut buluyor. Aşağıya bakıyor, ne kadar yüksek, ne kadar korku dolu. İçinden sona yaklaştığını fark ediyor. Bir daha bakıyor. Oğlunun sesi duyuluyor. Uykusuz bir gece sabaha hamile. Gece saat on iki, on ikinci kat. Işıklar koca bir ömre kapanıyor.
Saatin zili bu sabah nasıl olduysa çaldı. Oysa her sabah tutulurdu ama o saat gibi kalkardı. Yine öyle yaptı. Kalktı, oğlunu giydirdi, kahvaltısını yaptı ve okula gönderdi. Belki de ilk kez oğlunu bu sabah doyumsuzca öptü. Oğlu da şaşırdı.annesine baktı, gülümsedi. On ikinci kattaki dairenin kapısı sanki bir daha açılmayacakmış gibi kapandı..
Mutfaktan bir bardak çay aldı. Televizyonu kapattı. Sigara paketini aldı ve koltuğa oturdu. Uykusuzdu, yorgundu ve kocası gelmemişti. Bir an merakla sigara paketindeki sigaraları saydı. On iki tane kalmıştı.Birini çıkardı ve yaktı. Sonra diğer ve diğeri. Paket bittiğinde kapının ziliyle irkildi. Gelen eşiydi. İçeri girdi ve tartışma başladı. Bu bir yangına körükle gitmek gibi bir şeydi. Kadın hiç konuşmadı. Her zaman ki gibi yutkundu. Artık karşısında ona bağıran kocasının ne dediğini bile anlamıyordu. Balkon kapısını açtı. Emin ve yavaş adımlarla balkona çıktı.Son kez dudaklarından bir cümle döküldü. Allah’ım beni affet ve oğlumu koru..
Kendini boşluğa bırakan kadın, zorlu bir hayatın ve talihine olan kırgınlığının hesabını ölüme atladığı yolda verdi. Kimseye minnet borcu olmadan, kendi bahtsızlığına kendi son verdi..
On iki yaşında başlayan acılar silsilesi koca bir ömür, on ikinci kattan insanlığımın en büyük ayıbı olarak tam önüme düştü. Tarih yirmi sekiz ekim 2004, sabah saat sekiz otuz da, acı acıyla bitti..

NOT: Bu hikaye gerçek bir intihar olayıdır.Ölen kişinin günlüğünden alınan notlarla bir hayat hikayesine dönüştürülmüştür..


NETten

Paylaş

Etiketler: Bir İntiharin Anatomisi

likevoyager

Üyemiz, Aslan Burcu 48 Yaşında, Mesleği: DİĞER, ve yaşadığı yer Kocaeli

Yorumlar
Yorum Yaz
Güvenlik Kodu