O NASIL - Sosyal Bilimler

O NASIL

O nasıl… O nasıl… O NASIL…

Saat üç zilini vuru… Hala bir şeyler bekliyordum… İçimdeki savaşların bitmesini, ona kavuştuğum hayaller kurmak istiyordum. Birazdan hava aydınlanmaya başlayacak, bense hala bekliyorum… Birilerini gelip gözyaşlarımı silip, bu mutsuz bekleyişime arkadaş olmasını istiyordum. Her şey boşmuş gibi bende boşuna bekliyordum sanki… Yinede bekliyordum… Bekledim… Bekledim… Beş zilini vurdu… Uyudum uzun bir bekleyişin ardından. Öğlene doğru uzun zamandır suskun olan telefonum sesiyle uyandım. ondan ayrıldıktan sonra kullanmıyordum artık… Gerekte yoktu zaten… Ara sıra gelen mesajlara bakıyordum, hepsi bu… Duyduğum ses yine onu hatırlatmıştı bana. Hep o arardı… onun sesini duyuyordum sanki… Uzun bir aradan sonra telefon sesini duymam onun sesini duymaya götürebilir miydi beni. O olabilir miydi? O muydu acaba. Daha fazla dayanamayıp açtım. O değildi arayan, onun sesine hiç benzemiyordu. O yumuşacık sesi duymuyordum. Yine hayal kırıklığı… Yine Umutsuzluk… Yine hüzün… Arayan eski bir dosttu. Nargile içmeye gelmiş, beni de davet ediyordu. Kıramadım… Aslında kıramayışımın sebebi ne nargile içmek hevesi ne eski dostluklara özlem ne de yalnızlığı paylaşmak. Yine onun için gidiyordum… onu daha iyi aklımın en ücra köşelerine silinmeyen yazılar ile yazabilmek için. Birazcık yaş dolu gözler… Biraz utangaçlık… Birazcık hüzün dolu dudaklar… Ve birazda pişmanlık dolu yüz ifadeleri. Bunlar için gidiyordum. Biliyorum; yine gözyaşlarıma engel olamayacağım, yine ağlayacağım… Gittim…


Sıcak bir dost sarılışının ardından sonra biraz bakıştık, göz işaretleriyle hal hatır sorduk birbirlerimize. Hemen ardından sıcak nargilelerimizde geldi. Benim içmediğimi unutmuş olsa gerek… Çaktırmadım… İlk kez içtiğimi belli etmemeliydim. İlk onun içmesini bekledim. Sıcak bir sohbet çoktan başlamıştı. Akrabalarını ziyarete gelmiş, bu arada da evlenmiş. Sevdiğine kavuşmuş. Dört yaşında bir kızı varmış. İkincisi ise beş aylık yolu çoktan aşmış. Mutluluğu gözlerinden o kadar belli oluyordu ki… Kendisini dünyanın en mutlu erkeği ilan ediyordu sanki… Haklıydı da… Çalışmıştı, kazanmıştı, başarılıydı, sevmişti, en önemlisi de sevilmişti. Daha ne olsun, daha ne olsun… Kıskanmadım da değil hani, kıskandım… “Keşke” dedim kendime… Keşke bende sevilseymişim… Her şey orada bitiyor. Sevilince bir başka oluyor insan. Hayata daha bir sıkı sarılıp, bir şeylerin uğrunda yaşamak için çalışmak. Mutluluğun sırrı burada… Bir şeyler yapmak, sevmek, sevilmek.


Söz sözü açıyor, yine eskilerden konuşuyoruz. Geçirdiğimiz o neşeli günlerden. Oynadığımız sokak arası maçlardan, çaldığımız eriklerden, elmalardan, yaptığımız kavgalardan. Yine o güzel günleri hatırladık… Güldük umursamadan… Kendimize kahkahaları sıraladık. Hayata inat o geçen günleri bir daha andık.


Yine uzun bir kahkahanın ardında gözümün içine tuhafça bakarak “o nasıl?” dedi. O nasıl? Öylemi, o nasıl? Yanıt bulmak için kendime usulca soruyordum. O nasıl? O nasıl? O nasıl? Defalarca soruyorum ve defalarca cevap alamıyorum. Ama bir şeyler söylemeli… Yanıt bulmalı… Dost, karşında bir şeyler söylemeni bekler. Ama olmadı cevap veremedim. Dostum cevabını çoktan almıştı. Gözlerimin dolması, yaşlarımın çeneme doğru akması, yüzümün kızarması ve dudaklarımın bükülmesi… Cevabımı benim yerime veriyordu… Uzun bir sessizlik hâkim oldu. Gözler sadece nargilenin dumanına ve arada bir de kızıl kömüre bakıyordu. İçime çektiğim her dumanda biraz umut vardı geleceğe dair. Üfleyişim ise bolca keşke doluydu. Meğer ne çok keşke varmış, ne çok pişmanlığım varmış içime hapsettiğim… pişmanlık dolu bakışlar, pişmanlığa ait gözyaşları…


O nasıl? O nasıl? O nasıl? Dostumun bulduğu cevabı bende bulmak istiyordum… Neredeydi? Nasıldı? Ne yapıyordu? Beni mi düşünüyordu? onu özlediğim kadar, beni özlüyor muydu? Benim unutamadığı gibi o da mı unutamıyordu? Geceleri rüyalarında beni görüyor muydu, benim onu gördüğüm gibi… Yoksa bir erkeği mutlu etmek için gülücükler mi dağıtıyordu… Düşünüyorum… Düşündükçe içim burkuluyor… Yine hüzün doluyorum… Hiçbir şeyi umursamadan, rezil olmak uğruna ağlıyorum. Yumruğumu masaya vurup “unutamadım” diye bağırmak… Dosta bakmak… Yalvarış dolu, ağlayan bakışlarla bakmak… Yardım dilemek…


Yine uzun bir bakış… Yine uzun bir nargile dumanı… Yine hafif bir öksürük… Yine gözyaşı… En sonunda yine en başa dönmek…

Göksu Görel / 1/25/2007

Paylaş

Etiketler: O Nasil

ogniela

Üyemiz, Akrep Burcu 47 Yaşında, Mesleği: DİĞER,

Yorumlar
Yorum Yaz
Güvenlik Kodu