İlkokul 5. sınıfa gidiyordum. Derselerimde en büyük yardımcım, yanımızdaki müstakil evde oturan Hülya ablamdı. Bende küçük yaşıma rağmen onun tek sırdaşıydım.Kumral küt saçları, uzun kirpikleri ve dudağının sağ tarafındaki beniyle benim için bir prensesden farkı yoktu. Adeta ona tapıyordum. Sohbetine doyum olmuyordu. Benimle sırrını paylaşırken 'Seni sıkmıyorum değil mi? diye sormaktanda vazgeçmiyordu. Hiç sıkılmıyordum. Büyük bir zevkle dinliyordum hatta.
'Hayır Hülya ablacığım, tasalanma sıkmıyorsun beni. Seni sonsuza kadar dinlerim' derdim.Bana sıkıca sarılırdı. Her sarıldığında ise, gözlerinden yanagına süzülen gözyaşı, benimde yanağımı ıslatırdı.
Sürekli Ahmet abi'den söz ederdi. Ahmet abi, onun sevdiği çocuktu. Merkeze yakın bir köyde, çiftçilik yapardı. İlerde kuracağı yuvasından bahsederdi. Birlikte olduğumuzda, zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım. Bu sihirli ortamdan, evden beni merak eden annemin, beni çağıran telefonuyla uyanırdık.
Birgün öğretmenim, yine zor bir ödev vermişti. Koşarak Hülya ablam'a gitim. Kapıyı çaldım.Tanımadığım bir teyze, açtı kapıyı. Merakla sordum? 'Afedersiniz' Hülya ablam evde mi? Kadın ıslak gözleriyle, tebessüm ederek: 'Hülya ablan dün rahatsızlandı. Anne ve Babasıyla doktora gitti. Ben bu sabah köyden geldim.Halasıyım' Teşekkür ettim. Koşarak eve geldim. Annemin neredeydin? sorusuna cevap veremeden odama girdim. Yatağımın üzerine kapandım. Boğazımda düğümlenen, hıçkırıkları çözercesine çarşafı ıslatacak kadar ağladım. Kimseye birşey söylemedim.
Sabah okula gitmek için, erken yatıyordum. Akşam telefon çaldı. Babam telefona cevap verdi. Sonra bize dönerek: 'Arayan Hilmi beydi. Kızı biraz rahatsızlanmış, morali oldukça bozukmuş. Biraz moral bulsun diye bizi çaya çağırdılar. Hadı gidelim' dedi. Bu gelen davetin bir mucize olduğunu düşündüm. O kadar sevinmiştimki şımararak 'Ben hazırım bile' diye kapıya koştum.
Kapıyı Hilmi amcam açtı. Bizi içeriye buyur etti. Çok telaşlı bir hali vardı. Oturduk. Annesi Ayşe teyze, Ah! sormayın başımıza ne geldi' diye söze başlamıştı ki, bana dönerek: Hülya ablan odasında yavrum, Yalnız kalma istersen, yanına gidebilirsin' dedi.
Odanın kapısını vurup, içeriye girdim. Hülya ablam aynanın karşısında saçlarını tarıyordu.Gülümseyerek: 'Gel, canım bak ne güzel oldu saçlarım.'Harika olmuş' diye bagırdım. Birden hüzünlendi'Biliyormusun? Bu benim saçlarımı son kez tarayışımdı.'Neden? Yarın okula giderken taramadan mı gideceksin? diye sordum.
'Gel, otur yanıma. Hani seninle herzaman sırrımı paylaşıyorum ya, bir sır daha vericem sana.Ama bu sefer seni sıktımm mı? diye sormuyacağım. Sıksam bile anlatacağım. 'Zaten beni sıkmıyordun ki tasalanma, Sevdiğinden mi ayrıldın yoksa? ,2
diye gayri ihtiyari sordum. 'Hayır, canım hep o beni terkeder mi? birgün diye korkardım. Bu sefer belkide ben onu terkedeceğim' diyince hemen atıldım' Neden artık sevmiyormusun onu? bu sorumun karşısında hiç beklemeden ' Sevmez olurmuyum hiç.Hiç sevgisi eksilmedi ki. İşte küçük sırdaşım gelelim sırrıma ' Ben yarın hastaneye yatıyorum. Uzun süredir beni rahat bıraıkmayan, başağrılarımın sebebi belli oldu. Beynimde ur varmış Yarın acil ameliyata alıcaklar........diyerek bana sıkıca sarıldı. Cansız bir manken gibi olmuştum. Konuşmak istiyordum ama birtürlü sözcükler dudaklarımdan dökülmüyorlardı.
' Senden birşey isteyeceğim. Çok ağır bir istek olucak senin için, çünkü çok küçüksün.Yerine getiremeyebilirsin. Ümitsizim ama ümit etmektende kendimi alamıyorum. Eğer ben ameliyattan sağ çıkamazsam, şu boynumdaki kırmızı kolyeyi, Ahmedime verirmisin? Ona Hülya ablam, seni hala severek istemeden gitti.Eğer tercih hakkı olsaydı, yanından hiç ayrılmazdı dermisin? Anneme bu kolyeyi sana vermek istediğimi söyliyeceğim.Eğer birşey olmazsa hep boynumda kalır dedi. Şimdilik bende kalsın.' İki omzumdan tutarak: Aslında Ahmet'ten daha çok sevdiğim biri dalaha var. O da şuan karşımda duruyor ' dedikten sonra beni yanaklarımdan öptü. ' Olur, Ama biliyorum ki o kolyeyi hep sen boynuna takıcaksın' Derin bir iç çekerek 'İnşallah canım.İnşallah....
Babamlar kalkmışlardı.Bende kalktım. Vedalaşırken kulagıma: 'Unutma, söylediklerimi ' diye fısıldadı. Unutmam der gibi başımı salladım. Yolda eve dönerken babamın tuttuğu elimi birden çektim. Ellerimi yüzüme kapattım. Ağlıyordum. 'Hülya ablam, bizi bırakıp gitmeyecek değil mi? diye babama sordum. Babam: 'İnşallah kızım, biz dua edelim ' dedi.
Sabah, okula gittim. Okuldan dönerken Hülya ablamın iyi haberlerini almak için, onlara ugramaya karar verdim. Tam sokağı dönmüştüm ki evlerinin kapısının önünündeki kalabalığı gördüm. Kalabalığı bıçak gibi, yarıp içeriye girdim. Ayşe teyzem, kendini yerden, yere atıyordu. Beni görünce boynuma sarıldı.' Hülya ablan yok artık yavrum, bizi bırakıp gitti. Ameliyat masasından kalkamadı yavrum' diye feryat etti. Evladını kaybeden bir annenin yüreğindeki ateşi, hangi söz söndürebilirdi ki. Koynundan kırmızı kolyeyi çıkartıp, bana uzattı.' Al yavrum. Hülya ablan bunu ameliyata girmeden önce sana vermemi istemişti.' Bana verilen kolyeyi kaptığım gibi eve koştum. Yine odamdaydım. Yine yatağıma kapanıp, ağlıyordum. Teninin kokusunu duymak için bir gülü koklar gibi, kırmızı kolyeyi kokladım. Kolye avcumda uykuya daldım.
Bugün cumartesiydi. Hülya ablamın bana verdiği sırrı kimseye anlatamazdım. Ölene kadar da onun bana söylediklerini hep içimde taşıyacaktım. O köye nasıl gideceğimi ise hala bilmiyordum. Tek çarem babama yalan söylemekti. 'Baba, bir arkadaşım...........köyden bizim okula geliyor. Benim sınıf arkadaşım. Pazartesi günü yazılımız var. Defteri bende kaldı, vermek zorundayım.Beni götürürmüsün' diye sordum. İşim var diye kabul etmesede, ısrarlarıma dayanamadı.Hülya ablamın kulağıma 'Unutma' diye fısıldadığı, son akşam cebime Ahmet abinin adresini koymuştu, Adresi bulduk. Babam:'Ben arabada bekliyorum seni. Sen ver.Çabuk gel ' dedi.
Büyük bir bahçe kapısından içeri girdim. Bahçe'nin sonundaki evin kapısını çaldım. Kapıyı bir abi açtı. 'Ahmet abi, senmisin? diye sordum.' Benim, küçük kız ne oldu? diye srdu. 'Hülya Ablam....' söze başlamıştım ki hemen sözümü kesti. Gülümseyerek: 'Ondan mektup mu getirdin yoksa? Avcumun içinde sıkı sıkı tuttuğum kolyeyi uzattım. Kolyeyi elimden aldıktan sonra' Neden, bunu bana gönderdi? seninle. Oysa onun boynunda ne güzel duruyordu' Artık yeter. Son gücünü topla söyle artık' dedim kendi kendime. Nitekim öyle yaptım. ' Kendisi gelemedi, Ahmet abi, Hülya ablamın bana söylediklerini ardı sıra sıraladım. 'Artık bu kolyeyi o takamaz. Kara toprağın altından çıkamaz. Bu kolye ondan sana kalan tek şey, ölene kadar sahip çık ' dedikten sonra ağlayarak arabaya koştum. Babam şüphelenip, beni soru yağmuruna tutmasın diye gözyaşlarımı silerken acımıza, yüreğimdeki sancı ve 'Hayır...Olamaz' diye bağıran Ahmet abimin çığlıkları tek şahidimizdi.
Hülya Dal