Sosyal Bilimler
HİKAYE ÖYKÜ
![]() |
|
|
Kısa yolda yolculuk - 03.01.2011
Her gün alışılmış olarak o yoldan hep geçtiğim oldu.Takriben on üç sene, yaz kış demeden hep aynı yerden geçtiğimi diyebilirim. O yolun istikametinde kazalar ve trafik yoğunluğu sürekliydi. Bütün seyahat esnasında ekseriyetle bu hal yaşanırdı. Havalar azıcık bozulunca trafik kilitlenirdi. Çoğu zamanda uzun otobüslerle bazen de arabamla geçerdim. Otobüsle geçtiğim bir günün hikâyesidir. Asıl bu hikâyede dikkatimi çeken, zihnimi çelen ve beni uzun süre düşündüren şey bu hadiseyi yazmama sebep olmuştu ve böyle başlamıştı.
Kasım ayının ortalarına doğru, sabahtı ve en yoğun trafikteydim. Sisler daha az olduğu halde azar azar yerden göğe yükselerek bulutlara karışıp çekiliyordu. Rüzgâr yumuşak esiyordu. Dışarıdaki hava yağmurlu ve bütün gün aralıklı yağıyordu. Rutubetliydi. Yollar pırıl pırıl yağmurdan ıslanıp parlıyordu. Ağaçların bazıları yapraksızdı. Bu güzel manzara o günüme ayrı bir tat kattı.
O gün daha Mecidiyeköy durağına gelmeden bütün arabaların yavaşladığını gördüm. Önce fark etmemiştim, sanki normal trafik yoğunluğunu andırıyordu. Bizim şeritteki arabalar birden duruverdi ve uzunlamasına sıralar oluştu. Arabaların ne başı belli ne de sonu gözüküyordu, diğer şeritteki arabaların yolu apaçıktı. Ayrıca Otobüsün motoru kapatılırken olabildiğince derin bir ruhsal sıkıntı yolcuların bedenlerine yayılmaya başladığını fark ettim. Uzaktan bakınca arabaların dizilişlerini gözle kestiremezken insanın içine “ eyvah! Yolda kaldık, ya da işe geç kalacağız!” kuşkusu düşebilirdi. Dakikalar geçti, üstüne dakikalar ekleniyor derken yarım saat geçmiş oldu. Yolcuların bakışlarındaki ve yüzlerindeki ifadeler, beni büsbütün tedirgin etti. Aklımdan ilk geçen şey hastaneye geç kalacağımdı. Hastalar rahat durmaz düşüncesiyle hemen hastaneyi arayıp bilgilendirdim. Telefonum aralıksız çalmaya başladı ve her çalışta hastaneden arandığımı biliyorum.
Bazen cevap veriyor, bazen de vermiyordum. Düşündükçe aklıma bunlar geliyordu.
Acaba bu yolda kaza mı oldu yoksa işgalciler tarafından kesildi mi, ya da başka
nedenle mi kapatılmıştı?
Metrobüsün uzun süre durması tüm yolcuların dikkatini çekti. Hatta bazı yüzlerde
garip bir gülümseme ifadesi canlandı. Bilhassa arkada oturanlar hayretler içinde kaldılar; çünkü bu halin ilk defa başlarına geldiğini zannediyorum. Halkın sinirden yanaklarındaki incecik kasların seğirmeye başladığına şahit oldum. Aslında daha iyi ruhlu olabilirlerdi. Bütün bekleyiş boyunca herkes ağzından birçok söz çıkardı. Evet, merak eden, telaşlanan, sinirlenen ve soğukkanlı bekleyenlere de rastlamak mümkündü.
“Böyle bir şey inanılmazdı” diyen vardı.
“Korkacak bir şey yok” diyen de oldu.
“Tüh tüh işe geç kaldık” diyen çok vardı.
Ağlayan, sızlayan da olmadı. Kaza mı yoksa arabanın biri mi arıza yaptı diye
düşünen çok olmuştu. Arabalar uzun kasalı oldukları halde dopdolu, onlarca araba
aynı vaziyette her iki şeritte beklemekteydiler. Camlardan ve kapılardan fırlayacak gibi bir kalabalık vardı. Yolcular havasızlıktan ve aşırı kalabalıktan nefes alıp vermekte zorlanıyorlar, o esnada kapılar birden açılıyor, görülmemiş bir sahne ortaya çıkıyordu. Yolcular topraktan fışkırır gibi bir manzara ortaya koyuyorlardı. Bu görüntü beni tefekküre sürükledi ve daha önce mahşer ile ilgili okuduğum Ayetler gözlerimden şimşek gibi geçti.
Bu görüntü bana insanların zerrece değersiz ve kıymetsiz olduğu hissini sineme
kor gibi düşürdü. Halkın nasıl birbirleriyle itişip sıkıştıklarını ve nasıl bu izdihamdan kurtulmaya çalıştıklarını düşündüm. Herkes kendini önemseyip sıyrılma telaşındaydı. Sanki bir ölüm havasını koklamış gibiydiler ve arkalarına bakmadan bundan kaçmaya çalışıyorlardı. Bu nedenle terden ve sıkıntıdan sırılsıklam olmuşlardı. Asıl korkutucu sahne; yolcular birden arabalardan inince olmuştu. Güzergâh boyunca kafalar hariç yol görünmedi, sanki siyah bayrak gibi şiddetli rüzgârdan durmaksızın dalgalanıyordu.
Son derecede yolcu yoğunluğu yaşandı, kaldırımın üstünde ve caddelerde yolcular
ağızları açık dikilip kaldılar. Etrafı tararken, gözüm halkın hareketlerine, yürüyüşlerine ve yolda yavaş yavaş ilerlemekte olan otobüslere takıldı. Bağırtılar, çığırtılar arasında herkes kendinden başkasını düşünecek halde değildi. Ancak kendisini düşünüyor ve bu kalabalıktan nasıl sağ salim sıyrılacağının hesabını yapıyordu. Evet, böyle bir arbede görmedim!
Yolcuların hareketli kafaları öyle bir tablo oluşturdu ki canlandırılması zor. Kapkara bir deniz dalgası oluşturup, kayalık bir sahile sürekli vuruyordu. Ya da kumsalda bir kum kitlesi denize batıp tekrar denizin dalgalarıyla karaya çıkıyordu. Kafalarının tepelerinde farklı renk ve desenler dalgalanıyordu. Tüm yolcularda heyecanlı bir bakış ve bekleyiş havası vardı. Yolcuların bazıları dişlerini sıkıp gevşetiyor, bazıları da panikleyip bacaklarıyla etrafa tekme atıyordu. En sonunda Mecidiyeköy durağının giriş kapısından itilmekte olan yolcuların iniltileri ve ezilme sesleri uzaktan duyuluyordu. Bu talihsiz sabahta saat 09.00’dan 09.30’ a dek gerçekleşen arbede çilesi, kaygı hali otobüsteki hiç kimse tarafından evlerinden sabah çıkarken beklenmemişti. Otobüs içinde ya da dışında olsun, herkes izdihamı görmüştü. Bu gün kimse yaşananları duymamazlıktan gelmedi. En düşüneni bile. Bunu ancak yaşayan hissederdi. Sonra anladım ki arabanın biri arıza yapmıştı. Bu insan görünümü mahşer görüntüsünü andırıyordu. Bu nedenle içime gelebilecek ürpertiyi dahada artırdı ve hakikati göz önünde bulundurarak gösterdi. Bu izdihamdan çok şey öğrenip ve hakikatle ilgili düşünme fırsatı yakalayabildim.
Metrobüs içindeyken çok şeyler aklımdan geçmişti ve kalbimden geçeni söylemek
zorunda kaldığımı hissettim ama hepsini söylemeden yollar açılıverdi.
İnsanlar nasıl diriltilip tekrar topraktan geri çağrılacaksa, aynı tohum gibi yeri yarıp çıkmaya benzeyen bir hadise sahne oldu. Ya da senelerce yağmursuz kalmış bir toprak düşünelim. O toprak kupkuru bir hale gelmiş, yani ölmüştü. Üzerinde hiçbir canlı bulundurması ya da yaşatması imkânsızken, onu görenler “ bu toprak asla ıslah ve iflah olmaz” derken, birden değişebildiğini ve tekrar yeşerdiğini görmek gibiydi. İnsanların böyle diriltileceğini Kuran’da kuru bir toprağın derinliklerinde bulunan tohum gibi su görünce filizlendiği örneği zikir edilmişti.
İnsan yaşamı o kadar kısa geçiyorken, bazı anlarda ise hiç geçmeyecekmiş gibi
hissetmek de mümkündü. Örnek vermek gerekirse yaşadığım olaydaki gibi yarım ya da bir saat gecikme meydana gelmişti. Sen o esnada işine geç kalma ihtimalini düşünürken ya da yapılacak acil işin varken beklemek zorunda kalmışsın, o bekleme süresinin diğer geçmiş saatlerden daha zor ve ıstıraplı geçtiğini hissedersin. Ayrıca acı çeken insanlar, ateş altında mahsur kalanlar, savaşanlar, açlık ve sefalet içinde yaşayanlar, bu gibi durumlarda; onların hayatları ve zamanları diğer normal insanlardan çok farklı ve zordur.
İnsanın, verilmiş olan bu örneklerden ya da geçmiş olaylardan veya yaşanmış
hadiselerden dersini almayacak olduğu takdirde, Allah’ın huzurunda kendinin de
hiç bir mazereti yoktu. Yaşanmış örnekler ve hadiseler insan için bir hatırlatma ya da bir caydırma uyarısıdır. Daha aklı başında düşünebilmesi için teşvik edilecek ya da caydıracak çok örnekler verilmişti. Ama insanın tüm güzel duyguları yok olmuşsa; yerlerini bencillik ve düşüncesizlik duyguları ihata eder. Verilen bu misallerden istifade etmesi gerekirken, tam tersine düşmanca ve akılsızca davranabilir.
Dirilişle ilgili ayetlerde Allah’ın kitap’ında; “ insanları bir tek seslenişle yerden kalkmaya çağırdığında, hepiniz topluca yargılanmak üzere ortaya çıkarılacaksınız”. Rum süresi-25 bizlere bildirilmiştir.
İnsanlar birden otobüslerden indiğinde, büyük bir insan kitlesini ve izdiham oluşturunca, sanki mahşer gibi bir görüntü verince, aklıma bu Ayet geldi. Nihayet Metrobüsler yolda tak tuk hareket etmeye başlayınca yolcular derin bir nefes almaya başladı ve her şey unutulmuş gibi oldu. Halk ansızın tüm üzüntüyü, acıyı, ıstırabı geriye çekerek kederin derinliklerinde kaybolmak üzereyken normal yaşantılarına döndüler.
Benim gördüklerim, hissettiklerim ve yazdıklarım bunlar. Ve buna rağmen... Mahşer gününün böyle bir şey olduğuna inandım ve o gün gözlerime bir sahne gibi belirdi.
İlginizi Çekebilecek Konular |
|
Başlık |
Ekleyen |
çok güzeldi keşke bütün erkeklere böyle ders verecek biriler...
harika...
Fragmanda gördüğü top atış sahnelerini beğenmeyenler bu nede...
Darty % 100 Fransız menşei'lidir ve Darty'nin sahibinin kızı...
yazınız için Allah sizden razı olsun emeğinize sağlık...
ogniela
40 yaşında, Akrep burcu.
Puanı: 24600
deryadeniz79
45 yaşında, Aslan burcu.
Puanı: 16680
cicceekk
39 yaşında, Aslan burcu.
Puanı: 11800
afflicted_
38 yaşında, YENGEÇ burcu.
Puanı: 7760
safir
38 yaşında, Kova burcu.
Puanı: 5000
E-Posta listemize katılarak Samanalevi Netkafe gelişmelerinden haberdar edilin.
*bilgilerinizin gizli tutulacağından emin olabilirsiniz.
Şiirlerinizi, duygularınızı, anılarınızı, hobi ilgi alanı yada yemek tariflerinizi paylaşın.
![]()
Edebiyat, düşünce ve duyguların, söz ya da yazı halinde güzel ve etkili bir şekilde anlatılması sanatıdır. Samanalevi Netkafe'de anlatmak istemezmisiniz?
Benide Ekle
Türkiye'nin samimi paylaşım ortamıdır Samanalevi Netkafe. Sitemize üye olarak kendinize/şairlerimize ait şiirleri, sosyal bilimler kategorilerinde konuları, yemek tariflerini, kaliteli slayt gösterileri, resimler ve videolar gibi her kategoride paylaşımda bulunabilirsiniz.
Yorum Gönder