Anasayfa Sosyal Bilimler HİKAYE ÖYKÜ

-

Cumhuriyet

Sosyal Ağ Paylaşımı :                                


Ne olmuştu bu ülkeye birden bire…

Her iş günü işi olan olmayan, dolarla yatıp kalktı; nasıl olmuşsa olmuş dolar % 5 zıplamıştı yerinden. Krediyle ev-araba taksidi ödüyordu insanlar. Geleceğine yatırım yapmışlardı. Hoş herkes çocuğuna aldığını söylüyordu ama…
Herkes tedirgindi. TÜSİAD günlerdir dolar kurunun 1550 olması gerektiğini söylüyordu. Dolar 1330 den 1550’ye çıkıvesindi, ne olacaktı yani? Herkeste bir tedirginlik hâkimdi…

Eski cumhurbaşkanı, demeçleriyle, önce ülkeyi sallamaya başlamıştı… Dinci hükümete başörtüsü için Arap-Azap yolunu gösterdi. Herkeste bir tedirginlik… “Ne olacaktı yani”, denildi, “bu memleketin kızları okumayacak mı”ydı? Neyse ki erkekler türbansızdı… İnsanların tedip ediciydi tedirginliği. “Acaba Müslüman mıydık da türbansızdık yoksa laik miydik de kamu dışında türbanlıydık?”, diyorlardı birbirlerine… Acaba dinciler mi geliyordu yoksa gidiyorlar mıydı? Elem tere fiş kimin gözüne şişti? Kimin suratına tüküreceğini insanlar şaşırmıştı…
İnsanlar tedirgindi…
İnsanlar tedirgindi, her on yılda bir gelen darbelerden, ekonomik krizlerden, af çıkmasından…
Şiddet olayları, sokaklarda, okullarda can alıyordu, can yakıyordu. Okullara yönetmelik geliyordu; şiddet olaylarının önlenmesi üzerine; öğretmenler tedirgindi, ya öğrenciler maaşa günler kala kendilerini bir güzel benzetirlerse…
İnsanlar tedirgindi bunca borç varken, aman başımıza bir hal gelmesindi…

İnsanlar günlerdir tedirgindi ve bir sabah yine tedirgin uyandı Ankara’lılar güne. Uyandılar ki sabah haberlerinde satırlı psikopat, bekçiyi öpmeye çalışıyordu. Onca polis satırı alamadı elinden. Polisler tedirgindi. Seyirlik de görev maaşı verilirdi… Daha önce de eşini bıçaklayan adamın bıçağını alamamışlardı da çekirdek çıtlayarak seyretti insanlık bu tedirgin hali… Şiddet statlarda, ringlerde, sokakta, içimizde bir yerde…
Bizim insanımız hem tedirgin olurdu hem severdi şiddeti; onca yıl sopa yemişti anasından- babasından, kocasından, hocasından, polisinden, askerinden, ustabaşından… Bozuktu sinirleri bu insanların, kaygılıydılar doğuştan; binlerce yıl savaşanlardan sağ kalanların torunlarıydılar; yamyamlıktan kurtulanların çocuklarıydılar. Binlerce yıllık insanlık acısının kaygısıyla seyre doymuyordu insanlar, psikopata bakarken…
Gün ilerledi; kaygılar trafikte, deprem korkusunda, sınavlarda, tanrı yazgısında devam ediyordu. Yine birden haber düştü medya meydanına:
“Anakara Danıştay 2. Başkanı ve dört kişi 29 yaşındaki avukat tarafından vuruldu”

İnsanların tedirginliğine bir şey katmadı…

* * *
19.06.2006

Babam ve arkadaşları beni bilmiyorlar. Milli ve dini duyguların ötesi, bağımlılıktı benimkisi. Neyin tesiriydi? Ayılamıyorum… Tedirginim. Yazı yasak, konuşma yasak, nedir bu kördüğüm, Allahım neredesin?
Utanç mı duymalıyım? Onları ben vurdum. Vurmalıydım. Sadece vurmalıydım. Söylenmesi yasak olan söylenemez. Yan koğuştaki adam “büyük gözaltı” kitabını verdi Altan’ın; neden verdiğini anlamadım. Ben gözaltında değilim. Katilim. Neden yaptım? Yapmalıydım. Bunca yıl boğuştuğum hayatta kan görmek, kurban vermek gerekliydi bir amaç uğruna. Yaşım gençti.
“Cumhuriyetçiler, danıştayın kalbinde niteliklerini kaybedecekler” baba, anlıyor musun? Gerçeği görmelisin! Anlıyor musun? Bize gösterilmeyeni gör ve “zamanında öl”.

* * *

Babası, intihar eden oğlunun son yazısından hiçbir şey anlayamamıştı. İntihar gibi cinayetini de anlamamıştı önceleri fakat bazı günler oğlu olduğu için duyguları ağır basıyor ve düşünmek istemiyordu oğlunun yaptıklarını. Katil diyemiyordu oğluna. Bunca zaman birlikte yaptıkları konuşmaları gözden geçirdi. Ne anlatmak istiyordu bu çocuk. “Çocukluğunda da severdi şifreli oyunlar oynamayı bu oğlan” diye içinden geçirdi. Allah kelamında da şifre aramıştılar birlikte… İntihar mektubunda da şifre olabilir diye düşündü baba.
“Son aylarda neden bu kadar popülerleşmişti şu “cumhuriyet kazanımları” “laik Türkiye’ye saldırılar” “milletimiz ikinci Kubilay olayıyla sarsıldı” türü yazılar. Bunları bir araya getirince seçim mi gözükür?” diyordu mırıldanarak. Cinayetlere baktı Türkiye tarihindeki; cinayet tarihleri seçimlere mi yakındı yoksa darbelere ve muhtıralara mı? Baba birden irkildi. Neler düşünüyordu ülkesi için? Üstelik bu ülkenin müfettişiydi. Katil yetiştirmiyordu ya bu ülkenin müfredatları? “mutlaka yabancı parmağı olmalı” diye düşündü. Ama oğlunu iyi tanırdı. Hoş nasıl bir tanımaksa bu… Oğlunu tanıyamıyor ama ülkenin geleceği çocuklarını teftiş edebiliyordu. Ne büyük bir çıkmazdaydı. Oğluna üzülüyordu. Onu da kendisi gibi namazında niyazında biliyordu. Milletine, devletine bağlı okulların müfredatlarında yetişmişti. Esef duydu önce, “ne biçim bir evlattı bu? İnsan mıydı?” Tarafsız olamıyordu, düşünemiyordu. Kendine sinirleniyordu bunları düşündüğü için. Oğlunun söyledikleri geliyordu aklına, yüzü gözünün önünde “Allah-u ekber” diyordu. Her cümleye başlayışında…
Neydi bu Allah? Bunu şimdi mi sorgulamalıydı? İnanç nesnesi sorgulanmaz ama katil olmakla insanlaşmak arasında nurdan ince bir iplik mi vardı yoksa şeytanın kuyruğu mu? Böyle düşünmemeliydi. Bu fikirlerle namaz da kılınmazdı.
Seçimler yaklaştıkça insanlara karar vermelerinde yol göstermek için neden birileri cinayet işlesindi? Aklı almıyordu. Düşünce dersine ihtiyacı olduğunu düşündü. Namaz mı kılmalıydı yoksa? Okullardaki düşünme eğitimi dersinin içeriğinde neler vardı acaba? Kendisine yardımcı olabilir miydi? Kim verirdi bu dersleri? Hakikaten, insanlar bize neleri nasıl düşündürürdü? Neden oğluna bu kadar bağlıydı fikirlerinde, yoksa oğlu mu ona bağımlıydı? O mu katilleştirmişti yoksa? Katil kimdi şimdi?
Oğlu madem Müslümanlık amacında bir kurban seçerek birisini öldürecek kadar dini bütündü, neden intihar etsindi ki? En çok da bu kurcalıyordu aklını babanın; bunca yıllık evladının katil olması, evlat acısı yetmezmiş gibi…

* * *
Gazeteleri taradı; 18.05.2006 tarihli demeçler gözüne çarptı. Demirel demeci ne kadar da ilginçti! Sonbaharda seçime gidin diyordu. Gidilmezse 1971 ve 1980 yıllarını aba altından gösteriyordu.
Sırtını koltuğa dayadı. Doğruldu. Nefeslendi. Daha geçen gün öğretmenler kendi aralarında Bülent beyin fikirlerini tartışmışlardı. Laik darbe ile ABD destekli Ilımlı İslam arasında sıkışmıştı ülke. Dolar kuru TÜSİAD’a verilen seçim pirimidir deniyordu. Diğerleri de istihbarat savaşlarında sivil kanat ile asker kanadının çekişmesi olarak görüyordu ülkedeki olanları.
Tüm bunlar holüvud filmi senaryosu gibi geliyordu insana… Oğlu bu senaryoda intihar eden rolünde miydi yoksa? Bunca günün hesabına anlaması gereken bunlar mıydı? Geç mi kalmıştı anlamakta? Hayatını düşündü, eşini, işini… Çocuğunun ilklerini… Meslek sahibi olmak, müfredatı, yönetmeliği teftiş etmek yetmiyor muydu yaşamak için bu ülkede?
Yoo! Kendisi katil olamazdı. Oğlu gibi düşünebilir ama eylemci yaşı geçmişti onun. O hiçbir vakit katil olmamıştı ve katil de yetiştirmemişti oğlunu. Oğlunun seçimiydi bu. İyi ama bunca Müslüman terörist hangi düşünce eğitiminden geçince katil olabiliyordu. Yoksa Müslümanlığın şartları mı değişmişti? “Tövbe” çekti içinden.
Terörün Müslümanlıkla ilgisi bu kadar yakın mıydı? Şah damarından bile yakın öyle mi? Bu ne korkunç bir fikirdi böyle. İnsanlık bu olamazdı. Her insanın inancı kendisini ilgilendirirdi ve inanç değeri, algısı kadardı… Doğru, ama… Fikirler hangi yapıyla buluşunca terör oluyordu ve terör ne demekti? İnsanı terörist yapan neydi? “Keşke oğlumu görebilseydim” diye düşündü. Onu çok özlemişti. Bunca bulmacanın arasında sıkılmış, sorguladıkça sonu gelmez, cevapsız bir yığın sorun yığılıyordu üstüne.
İnsanlık… Âdem’den başlıyorsa Habil-kabil kavgası içimizde olmalıydı. Ama insanın aklı-şuuru yok muydu? Belki biraz da bilime kulak vermeliydik diye düşündü. Şiddet genini bulmadılar mı geçen gün? Acaba bilim insanın varoluşunu daha mı farklı anlatıyordu? Tüm bunlar boş fikirlerdi. “Oğlum” diye ağlarken yanına gelen türbanlı eşinin ağlamasını görmemesi için yüzünü sildi.
Ne çok severdi eşini. İlk görüştüklerinde evliydiler. Görmeden evlenmişlerdi birbirlerini. Yıllarca çocuklarının anasıydı. Tek oğlunu yitirince bunca yaşına rağmen bir çocuk daha istemişti. Neden? Bu ülkenin yeterince katili yok muydu? Nerden çıkıyordu bu kadar aykırı düşünceler? Eşinin yüzüne bakmayalı belki bir ay olmuştu. Ne verebilirdi ki bu kadın bu yaştan sonra kendisine? Belki de bunca yıllık eşini dinlemeliydi? Eşi de aynı sorunların başındaydı:
― Oğlum “Cumhuriyetçiler, danıştayın kalbinde niteliklerini kaybedecekler” diyor, ne demek bu anlamadım bey?
― Anlamak? Neyi anlamıştım ki bunca yıl, oğlumu anlayabileyim? Belki de her şeyi yanlış anladım bunca yıl. Nedir bu başımıza gelenler? Bu işin peşini bırakamam.

Önünde hiç bitmeyen saatlerle boğuşacak yılların sorunları vardı.

* * *
Uzun uzun düşündü baba… Evde adımlamadık yer kalmamıştı. Oturdu, Amerikan sigarasını yaktı. Eşi izliyordu kendisini. İkisinin de gözleri nemlenmişti.
Kadının içi yanıyordu evladının fotoğrafına bakarken, anne yüreği nasıl dayanabilirdi? Binlerce yılın başarı anıtıydı çocuğu; kadınlık tarihinin üzerine kâbus gibi çökmüştü yalnızlık. Ağlamaklı sordu yine:

― Ne diyor bey bu çocuk anlayabildin mi?

Adam hiç oralı olmamıştı. Bakışlarında bir donukluk vardı. Kendine inanamıyor gibiydi. “Nasıl olur?” diye mırıldandı, “nasıl olur”? Aklında gördüğü şeye inanamıyordu.
Kocasının bu değişimi eşini meraklandırmış- tı.
― Bey ne oluyor, ne düşünüyorsan bana da deyiver. Ne diyor anladın mı?
― Anladım, galiba anladım.
― Ne diyor?
― Dur be kadın, dur! Anladım galiba…

Tereddütle ağzından dökülüverdi adamın bulduğu şifre:
“Huriler beni bekler” diyor.

* * *
Kadın donakalmıştı adamın söylediklerine; nasıl da görmüştü bu yazılanı? Baba-oğul arasındaki şifre nasıl çözülmüştü?
Baba-oğul da haklıydı. Cumhuriyet ne getirmişti ki onlara. Aile dahi görücü usulüyle ve imam nikâhı cilasıyla oluşmuştu. Tarikat içinde evlenmişlerdi.
Cumhuriyet ne kazandırmıştı kendilerine? Adil bir seçim mi? Halk iradesine dayalı yönetim mi? Anayasayı bunca yıl halk mı yapmıştı? Kocasına hak veriyordu kadın. Burada görülse görülse ancak bu “hûri” görülürdü. Erkekleri anlıyordu kadın, yaşadıklarından sonuç çıkarıyor ve hak veriyordu. Neler vaaddeden cumhuriyet rejimi Afyon sucuğunun markasından öte bir anlam kazanmıştı. Cumhuriyet, dindar erkek zihniyetinde huriye dönüşebiliyordu. Seksen üç yıllık birikim… Ne diyebilirdi? Hak verdi oğluna, eşine. Boyun eğmeli diye düşündü yaradana; ne yüceydi o! Her şeyde hazır ve nazırdı, mutlak ve kâdimdi. Kendini göstermesini bilirdi.
Fakat o kadar çok soru geliyordu ki aklına… “Düşünmek gereksiz” diyordu içinden. Eşi yeterince düşünüyordu ve oğlu da yeterince düşünmüş, okumuştu yıllarca… Ama yine de tarihin gömemediği dinin gereklerine gülümsedi; namaz da kılmak gelmiyordu içinden, bu erkek zihniyeti dine karşı en azından bunu yapmalıydı. Çaresizdi… Sosyal güvencesi olan kocasına sığındı tekrar. İyi ki o vardı.




Konuya Ait Yorumlar

Şu an yorum yazılmamış!..

Yorum Gönder




Güvenlik Kodu

IP Adresiniz : 38.107.179.208

İlginizi Çekebilecek Konular
Başlık
Ekleyen

Son Eklenen Yorumlar

gamze genç - 1 Yorum

çok güzeldi keşke bütün erkeklere böyle ders verecek biriler...

elif - 1 Yorum

harika...

Mehmet - 1 Yorum

Fragmanda gördüğü top atış sahnelerini beğenmeyenler bu nede...

Fırat - 1 Yorum

Darty % 100 Fransız menşei'lidir ve Darty'nin sahibinin kızı...

onur - 1 Yorum

yazınız için Allah sizden razı olsun emeğinize sağlık...

Bölümün En İyi Üyeleri

ogniela
40 yaşında, Akrep burcu.
Puanı: 24600

deryadeniz79
45 yaşında, Aslan burcu.
Puanı: 16680

cicceekk
39 yaşında, Aslan burcu.
Puanı: 11800

afflicted_
38 yaşında, YENGEÇ burcu.
Puanı: 7760

safir
38 yaşında, Kova burcu.
Puanı: 5000

Mail Listemize Katılın

E-Posta listemize katılarak Samanalevi Netkafe gelişmelerinden haberdar edilin.

*bilgilerinizin gizli tutulacağından emin olabilirsiniz.


rockstar
Reklam Alanı

Sizde Paylaşın

Şiirlerinizi, duygularınızı, anılarınızı, hobi ilgi alanı yada yemek tariflerinizi paylaşın.

writte

Edebiyat, düşünce ve duyguların, söz ya da yazı halinde güzel ve etkili bir şekilde anlatılması sanatıdır. Samanalevi Netkafe'de anlatmak istemezmisiniz?

Benide Ekle

Samanalevi Netkafe Hakkında

aboutTürkiye'nin samimi paylaşım ortamıdır Samanalevi Netkafe. Sitemize üye olarak kendinize/şairlerimize ait şiirleri, sosyal bilimler kategorilerinde konuları, yemek tariflerini, kaliteli slayt gösterileri, resimler ve videolar gibi her kategoride paylaşımda bulunabilirsiniz.
YAZIM KURALLARI
Şiirler Teknoloji Yemek

Sponsor Linkler