İyi Geceler! Bugün : 06 Eylül 2008 Cumartesi
 
Samanalevi Toolbar
Samanalevi Toolbarı Yükleyin..İnternette gezinirken Online Radyo kanalları ile müzik dinleyin
ANASAYFA ÜYELER ŞİİRLER S.BİLİMLER YEMEK TARİFLERİ HOBİ&SANAT RESİM GALERİ PROGRAMCILAR SOHBET ALIŞVERİŞ
Hosgeldiniz Sayın Ziyaretçi [Üye olarak üyelik hizmetlerinden yararlanabilirsiniz.]
Sosyal Bilimler
Sponsor
GENEL
Sosyal Bilimler altındaki 25 kategoride 2093 makaleden konu, başlık, tarih ve ekleyene göre arama yapabilir veya yandaki kategorilerden seçim yapabilirsiniz.
Arama Konumu
Aranan
Puanı : 23640
RİZE - 36 Yaşında - AKREP Burcu Diğer
Rastgele Bir Konu :
Ekleyen
Ekleme Tarihi 28.11.2007
Okunma Sayısı 56
Bu satırlar, yorgun ve kırgın bir kadının yüreğinden süzülüyor sayfalara. Yorgunluk ve kırgınlık, kadınlığın tabiatında olsa gerek; tanıdığım bütün kadınlar, kırgınlıktan yorgun düşmüşler. Aslına bakarsan; bir gün kendimi de bu kategoride değerlendireceğimi tahmin etmemiştim.
Bu satırlar, sana ne kadar tesir eder bilmiyorum. Okurken; yalnız olup olmayacağından da şüpheli. Zira, bir hayat boşluk götürmez, bir de yatağın. Kalbin mahşer yeri, ben sorgu sırasını bekleyen havvayım nasılsa. Birisi değilim nazarında. Adımın sözlüğündeki karşılığı herhangi biri. Ama olsun. Yine de bunları okumanı istiyorum. Seni, beni okurken hayâl etmek istiyorum. Bir damla yaş süzülür mü kalbinden kadehine? Benim gönlümden çağlaya çağlaya dökülen kelimeler, senin her daim esirgediğin bir yudum samimiyetle buluşabilir mi?
Yitip giden istikbâl hayalinin ardından elleri bomboş kalakalmak... Karanlığın sağır edici sessizliğini dinlemek... Hatıraların kaldırılmaz ağırlığını yalnız sırtlamak.. Bütün bunlar, hep beşere has. İnsanî. Sana hitap eder mi bilmiyorum. Daha da kötüsü zannetmiyorum. Zannedemiyorum.
Hayata ve her şeye bir kardelen inadıyla direnirken, direnmeye çalışırken; yalancı bahara aldandığım, sana en savunmasız yakalandığım, en mahrem odalarımı çırılçıplak sergilediğim için kızdım kendime. Gerçi aşk gard düşürme ânı, âşıklık hâli ise zevkle ahmaklaşmaktan başka nedir ki… Körü körüne güvenme telaşıyla tutundum verdiğini zannettiğim aşka. Oysa yalnız uyandığım sabah öğrendim aşkın sendeki anlamının; insanî hislerin, tutku yatağında sevgi paravanıyla hayvanî dürtüler tarafından iğfal edilmesinin meşru hâli olduğunu.
Aslında beklemedeydim. Meşrebi, ırkı, dili, dini ne olursa olsun her kadın gibi... İçimde çığ gibi büyüyen kadınlık ihtiraslarımı sulayacak, anneliğimi yeşertecek bir kahramandı belki, sabırla ve inatla beklediğim.
Damla damla hâyâlimden silinen siluetinin ardında gizlediğini; sakladığım ve kuvvetle muhtemel sırrını açık etmemeye devam edeceğim her neyim varsa hepsini verdikten, geçmişimin bütün acılarını gösterdikten sonra fark edebildim. Daha doğrusu alacağını aldığın için kendin gösterdin ve ben öğrendim sevgi güllerinin aslında o kadar da güzel kokmadığını. Ve sıradan bir çikolatanın, çıldırtıcı afrodizyak olmadığını.
Yine ayrılık yolu görünmüştü şu garibe. Yine yalnız geceler, yine yalnız sarhoşluklar, kahkahalar… İki kişiyle yapılan her şeyin tek başınalığı.
Geceye açık penceremden ılgıt ılgıt esiyor haziran yağmuru. Rüzgâr saçlarımda, kalemim sayfalarda, sen aklımda. Ağır aksak mısralar takılıyor dilime, isimsiz şiirlerden alıntı. Hangi romandan fırlayıp geldiğini hatırlamadığım cümleler geziniyor hafızamda.
Bir isyan salıveriyorum, iki kişinin gölgesinde yazılan bu ayrılık hikâyesinin peşi sıra.
İçime böylesine işleyecek ne vardı be adam! Bu kadar nüfuz edecek kalbime. Uzağında kalsam bu kadar hasar görmezdim belki de; sevgisizlik oklarından. Yakınlığımın bedeli bu demek ki. At kestanesi yumuşaklığında yaşanan bir aşkın, ipeksi yaralarıyla kanıyor, nasırlı kalbim. Avuçlarımda biriktiriyorum, yaralarımdan sızan kandamlalarını. Sonra yudumluyorum. Sonra kana, kana. Hicranın kekremsi tadı yakarken damaklarımı; ufukla hemhâl olan yeniden doğuş ümitlerime el sallıyorum.
Hiç huyum değildir bilirsin, içki içmem. Ama bir şişe kırmızı şarap aldım bu akşamüstü. Evime en uzak marketlerin birinden.
Tarif edilmez bir sarhoş olma isteğiyle tutuşuyorum. Ürkek dolduruyorum kadehimi. Bu mektup bitmeden sarhoş olmamalıyım. Mektubu sonlandırınca; hızlı ve hoyratça yuvarlayacağım kadehleri arka arkaya. Unutmalıyım. İçmekse içmek, yazmaksa yazmak... Hayatta bir elin parmaklarını geçmez sızdığım kereler. Bu da onlara eklensin ziyânı yok...
Sen ki, ruhunu hapsetmişsin karanlık dehlizlerine. Ama çıkışsız labirentlere adım adım yaklaştığından bîhabersin.
Çok merak ediyorum, bir gün aşkı bulur musun? Attığın nutukları hatırladıkça gülesim geliyor. Ömür istasyonunun son durağına ulaştığında; senden geriye ne kalacak be adam! Acaba bir gün o son durağa yaklaşırken; beni çekip çıkarır mısın aynı kefeye koyduğun on beş dakikalık kadınların arasından! ‘Tüh’ der misin? Bir ‘Eyvah’ dökülür mü kuru dudaklarından?
İkinci kadehimi doldururken, düşünüyorum; şu an nerdesin ne yapıyorsun? Telefon ekranından adını okşuyorum, dudaklarımda eğreti bir tebessüm. Biraz müstehzi daha ziyade kırgın.
Seni düşünüyorum sayısız defalarca. Sevgisiz sevişmelerimizi örten gecelerde; sen, bir kadın daha fethetmenin kibir dolu zevkini yaşıyordun, ben teslimiyetin acısını. Sükût-u hayâl çiçeklerinin açtığı mazi bahçemde; bir tomurcuk oldun ki, hayatımın çınarı olmaya adaydın, sen.
Ah be adam. Sana öğretemedim, anlatamadım; kalbimin bir sırça viran olduğunu. Bir kartal hoyratlığıyla inip kalktın en nadide en gizli dallarımda. Hırpaladın, en mahzun bakışlarımı. Garip tebessümlerimle, kırık hıçkırıklarımla beslendin. Ben yandım, sen küllerimden doğdun. Benim küllerimden, benim yalnızlığımdan sağ çıktın. Ardından bir canlı cenaze, bir yitik, bir viran bıraktığını bile bile, gittin.
Ayrılık ki, tahammülü en güç duygu.
Azabın doruklarında topladım hasret çiçeklerimi. Güllere rengini veren benim kanım, benim tenim. Ve dikenleri, kırık hayâllerim.
Şafaklara hasret geceler geçirdim, avuçlarımda yüreğim. Öylece bekledim, şafak kızıllığını görmeyi, sabah ayazında titremeyi. Kalbim üşüdü biliyor musun, ayazına direndiğim sabahların birinde. Kalbimi ısıtacak bir kalp aradım. Sana yetişmeye çalışırken; zaatürre oldu yüreğim.
Harareti otuz dokuz buçuk, şu günlerde gönlümün. Kırka beş kala gelir misin? Çocukça bir zan kaplıyor içimi. Şaraptan olsa gerek, üzerine alınma.
Acıyla, hüzünle yoğrulmuş bir kalbin yorgun çığlıkları aksediyor; ruhumun ıssız koridorlarında. Bir akis, bir cevap... Yankısını arayan bir sessiz figân olarak kayboluyor arşın sonsuzluğunda gözyaşlarım.
Ayla, güneş arasındaki husumete inat, gece özlem duyar şafağa. Karanlıkla aydınlık arasında, âşıkı mâşuku meçhûl bir kovalamacadır sürüp gidiyor. Her şey zıddıyla anlamlı. Karanlığım olur musun? Bünyem, alkole karşı dirayetsiz. Şarap, çocukça zanlarımı gıdıklıyor. Üzerine alınma.
Beraberliğimizde emek emek büyüttüğümüz -biz-i ayrılınca; paylaştık. Benim payıma -sen- düştün. Sen, redd-i mirâs yaptın -ben-i.
Kuzguni geceye bir nâr olup düşmek istiyorum. Biten aşkların tam göbeğine. Hicran kavşaklarına. Ama işte buradayım. Birkaç sayfa, bir kalem, bir şişe şarap. Şu an bunlardan ibaretim. Ve gözyaşlarım damlıyor kadehime. Bir ses duyuyorum hırpanî gecenin koynundan beklenmeyen müşfiklikle. En sevdiğim türkünün sözlerini fısıldıyor yüreğime:
“...Göklere erişti feryâdın, âhın;
Bu da gelir, bu da geçer ağlama...”
Lâhzalık tesellilerimin arasına dahil oluyor, en sevdiğim türkünün bu sözleri.
Gece ilerliyor ve ben korkarak bakıyorum boşalan şişeye ve dolan kadehime. Kelimelere hâkim olamıyorum, harfler bir hizaya dizilmiyor sahifelerimde. Cümleler enkaz...
Parçaladığın -biz-den payıma düşen -sen-i aldım kabul ettim. Oralarda naçar gezen -ben-e aldırmadan sarılıyorum istikâkıma.
Sen, bir gönlü daha fethetmenin şeytânî zevkini döşeyip kalbine, giderken; son isteğim; seni çizdiğim çizgilerle yaşayayım. İçini hayalimde doldurduğum gibi kal, hayallerimde.
Seni bende bırak. Ve git, beni hiç düşünmeden. Sakın...
S.Bilimler Menü
-
Gizlilik Reklam İrtibat Yardım